Sayfalar
▼
7 Ekim 2019 Pazartesi
DÜŞSEL GERÇEKLER
Yatağının yanındaki üzeri eskimiş komodinin üzerinde duran telefonun alarmı çalıyordu. Dün bütün günün koşturmacasının verdiği yorgunluğa,gece de geç saatte yatmanın uykusuzluğu eklenince gözlerini açmakta epey zorlandı.Alarm yüksek sesle çalmaya devam ediyordu.Gözleri kapalı elini komodine uzattı, bir iki yokladıktan sonra üçüncü de telefona ulaştı ve yandan sesini kapatıp kalktı. Saat 6:30 du. En geç 7'de evden çıkması gerekiyordu. Telefonuna normalde bir tane alarm kurmazdı Mustafa. Uykusu çok ağır olduğundan 10- 15 dakika aralıklarla alarmları sıralardı.Yataktan koşarak fırladı,hemen kalkıp hazırlanmalıydı. Lavaboya girdi, elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladıktan sonra tekrar odaya döndü. Üzerini giyinmek için gardıropa yöneldi. Gardıropun kapısını tam açacakken karşısında duran büyük boy aynasından silüetini gördü.Yüzü gözü şişmiş,saçları darman duman,üzerinde de tarif edemeyeceği bir yorgunluk vardı.Her gün bu rutin işleri yapmanın verdiği isyanı tekrar söylenerek dile getirdi.
'' Kendimi bildim bileli çalışıyorum,yeter artık şu halime bak.Ne zaman kendim için bir şeyler yapacak olsam sonum hep böyle.Başkalarını memnun etmeye çalışmaktan ,sürekli birileri için uğraşmaktan yoruldum. Patronunu mutlu et,arkadaşlarını mutlu et,anneni babanı memnun et. Bir Allah'ın kulu da beni düşünmüyor. Acaba ben ne isterim,iyimiyim böyle,benim de yapıp yapmak istemediğim şeyler var mı yok mu ,kimsenin umrunda değil tabi. Yeter ya yeter yoruldum hepinizden ..'' diye söylene söylene hazırlandı.Çantasını sırtına yüklendi ve komodinin üzerinde duran telefonunu da yönelip '' lanet olası çalmasaydın,şarjın bitip kapansaydı da bir gün de kendime kafadan izin verip şurda uyuyakalsaydım her şeyden herkesten habersiz..'' diyerek aldığı gibi hırsla cebine attı.
Gazetecilik yapıyordu Mustafa. Çocukluğundan beri hayali olan bir meslekti. Ama en sevdiği iş de olsa erken kalkmak onu her zaman yoruyordu. Saate baktı ve otobüsünün gelmesine 5,6 dakika vardı. Hemen evden çıktı kapıyı da bir kere kilitledi. Kilit takılınca 2. ve 3. cüyle de uğraşamadan bıraktı. Zaten yeteri kadar sinirliydi öfkesini çıkaracak yer arıyordu,bunu kapıyla harcamak istemedi. Koşarak durağa geldi. Ama o geldiğinde otobüs gözlerinin önünden gidiyordu.2 dakikayla kaçırmıştı otobüsü.. Sakin kalmak istedi ama kalamadı Mustafa . Şimdi ne yapacağını hiç bilmiyordu. Önce cebinden çıkardığı sigarasını yaktı. Hala ayılamamıştı ve üst üste gelen sorunlar aksilikler daha da geriyordu. Telaşla yaktığı sigarasını içine çekerken ne yapacağını düşünmeye başladı.Bir sonraki otobüsün gelmesine 20 dk vardı ki bu da işe en az yarım saat geç kalacağını gösteriyordu ve tam trafik saatiydi o saatler. Mümkün değil bekleyemezdi. Minibüsü düşündü. Fakat iş yerine gidecek tek minibüs hattı yoktu mecbur aktarma yapması gerekecekti. Ama o da büyük riskti. İndiği yerde diğer minibüsü beklemesi gerekebilirdi. Bu sefer taksiyi düşündü fakat maaşının yarısını taksiciye bağışlamak istemedi. Zaten tek başına kaldığı evde kendine henüz bir ev arkadaşı da bulamamıştı. Bütün giderleri,kirası, faturaları tek bir maaşına bakıyordu. Arkadaşları da sürekli Mustafanın evine gelip, orada yiyip içip gidiyorlar,onlara da bir şey diyemiyordu. Masrafları daha da artıyordu bu sefer. Ailesinden de isteyemezdi. Onların sürekli söylenmelerinden sıkıldığından evi terk etmişti. Çok dağınık ve sorumsuzdu. Ailenin tek çocuğu olduğundan ailesi üstüne fazla titriyordu. Bundan da bunalınca onları terkedip buraya gelmişti. Hep anne babasının himayesinde yaşadığından artık biraz özgür olmak istiyordu.Ama tek başına yaşama fikri hiç hayalindeki gibi olmamıştı. Hem maddi,hem manevi açıdan zorlanıyordu artık. Bir düzeni kalmamıştı ve daha fazla yoruluyordu. Üstelik bir de geçim sıkıntısı da eklendi üstüne. Ne kendine vakit ayırabiliyor ne de işinde eskisi kadar başarılı olabiliyordu. Artık ailesini de günden güne ihmal etmeye başlamış,onlar aramazsa neredeyse hiç aramıyordu.O yaşlı insanlar yine de Mustafa'ya, tek çocuklarına ,gençliğine verip hevestir diye ses çıkarmamışlar. Bir şeyleri görebilmesi için biraz tek başına kalmasını düşünmüşler.Ama annesi yine de dayanamayıp her gün arıyormuş Mustafa'yı iyi olduğundan emin olduktan sonra ara ara yanlarına dönmesi için konuyu açmaya çalışıyormuş. Tabi o telefonların çoğunu açmıyormuş bile.
Taksi olayından da hızlı bir şekilde vazgeçen mustafa artık yapacak bir şey bulamayıp ilk gelen minibüse atladığı gibi,aktarmayla iş yerine gelmişti. Tam saatinde gelemese de çok fazla da geç kalmamıştı. Koştuğu gibi yukarı ofisine çıktı . Masasına geldiğinde bütün arkadaşları çoktan çaylarını içmiş,kahvaltılarını yapmış işlerinin başına dönmüştü bile. Mustafa güne içtiği iki dal sigara ve bir sürü gerginlikle başlamıştı . Nefes nefese hemen sandalyesinin sırtına montunu astı ve yerine oturdu.Yan masadaki arkadaşı okuduğu bir haberin şokunu atlatamamış bir şekilde ,şaşkınlığını arkadaşıyla paylaşmak için Mustafanın yanına geldi hemen. Tam haberi açmış gösterecekken tekrar cep telefonu çaldı Mustafa'nın. Arayan annesiydi. ''Zaten geç kaldım,şimdi sırası mı anne.Nasıl her seferinde bu kadar zamansız arayabiliyorsun anlayamıyorum.'' deyip telefonu sessize aldı. Arkadaşı Mete'nin gösterdiği haberi açıp okudular.
''ACILI BİR ANNENİN SON SÖZLERİ'' başlığı altında ürkütücü bir haber. Haber şöyle geçiyordu..
Bir ay önce geçirilen büyük bir trafik kazasında araba da bulunan üç kişiden. Aysel Y. ve Münir Y. yoğum bakıma alınmıştı. 25 yaşındaki oğulları Mustafa Y. kazayı bir kaç kırıkla atlatmıştı. Baba Münir Y. yoğun bakımda hayatını kaybetti. Anne Aysel Y. yoğun bakımdan kurtuldu fakat ayakları tutmuyordu. Tekerlekli sandalyeyle oğlunun elinde hastaneden çıkarıldı.Aradan geçen bir ayın üzerine anne Aysel Y.nin cinayete kurban gitmesinin ardından olayı anlatan komşuları Hatice A. ailenin tek oğlu Mustafa Y. nin uzun zamandan beri ailesinden nefret ettiğini, onlardan kurtulmak istediğini söyledi.Başlarına gelen bu olaydan sonra artık rahatlamıştır,bir gün yüzü göstermedi onlara dedi. Ama çok geçmeden hepimiz büyük bir şoka uğradık.Bir aydan beri hep birlikte onlara destek oluyorduk, yalnız bırakmamaya çalışıyorduk. Mustafanın sağlığını pek iyi görmedik,hatta kendisine tedavi için yardımda bulunmak istedik kendisi kabul etmedi. Aysel abla için üzülüyorduk. Kadın bir ay içinde erimişti,bir deri bir kemik haldeydi. Ağzına lokma sokamadık. En sonunda olan oldu. Mustafa annesini dayanamayıp 3.kattan aşağı atmış. Aysel Hanım o haliyle aşağı da kanlar içinde yatarken başındakilere ''Mustafa bizi hiç sevmedi,ama biz onu hep çok sevdik,bunu ona söyleyin..'' diyerek gözlerini oracıkta kapattı.. dedi.
Gazetedeki haber karşısında gözleri faltaşı gibi açılan Mustafa şok geçirmiş bir vaziyetteydi. Mete'ye döndü ama hiçbir şey söyleyemedi. Söylemek istiyordu fakat konuşamıyordu. O arada masasının üzerinde duran cep telefonu tekrar çalmaya başladı. Mustafa gözlerini telefona çevirdi. Üzerinde '' Annem '' yazıyordu. Telefona uzandı. Açmak istedi, bir türlü açamadı telefonu. Ekrana basıyor açılmıyordu,defalarca uğraştı. Bütün her yerine bastı ama açılmadı.Telefon ısrarla çalmaya devam etti.
Kan ter içinde yataktan fırlayan Mustafa kendini odasında buldu. Sevinmeli miydi üzülmeli miydi bu yaşadığına bilemedi. Çığlık attı, nefes nefese kalmıştı. Yatağının yanında duran eskimiş komodinin üzerindeki telefonu çalmaya devam ediyordu. Korkarak telaşla telefona yöneldi. Telefonu eline aldı baktı '' Annem'' yazıyordu. Korkuyla uzandı.Titreyen elleriyle zorlansa da başarıp açmıştı telefonu. Karşı taraftan ''Oğlum ne yaptın,uyanabildin mi. Rahatsız ettiysem kusura bakma, ama içimde bir his seni aramam gerektiğini söyledi. Bir kaç defa aradım açmayınca telaşlandım o yüzden ısrar ettim. İşin varsa kapatabilirsin.'' dedi. Mustafa cevap veremedi. Gözlerinden yaşlar patır patır akıyordu,tutamadı engel olamadı. Konuşmak istedi ama boğazı düğümlendi. Annesi '' oğlum,ordamısın. İyimisin Mustafa alo aloo '' dedikten sonra Mustafa . '' Anne seni çok seviyorum,iyi ki varsın ..'' dedi ve telefonu kapattı. Yatağın içinde hüngür hüngür ağlıyordu.
Erkek adam ağlamaz diyorlar bir de, ağlar ulan ağlar. Erkek de ağlar, kadın da, çocukta ağlar. Yüreği olan,merhameti olan herkes ağlar. Kadın erkek farketmez. Benim gibi bir pislik bile ağlar. Ulan ben ne yaptım, Allah'ım ben ne yaptım. Nasıl bir hale geldim,nasıl kaptırdım kendimi bu hengameye de beni böylesine seven,beni canı pahasına düşünen,doğurup bunca yıl derdimi kahrımı çeken canımın en büyük parçalarına,kıymetlilerime bunu yaşatabildim. Ben nasıl bir vicdansızım da onları bu halde bırakıp gidebildim, bu kadar ihmal ettim,terkedebildim. Ağlıyordu yatakta kendinden nefret edercesine.Gördüğü rüyanın etkisinden çıkamıyordu. Durdu bir an, ağlamanın kimseye bir faydası yoktu. Kaybettiği yerini doldurması gereken koskoca bir yılı vardı. Gönlünü alması gereken insanlar vardı.Saatine baktı daha 8:30 du çoktan işe geç kalmıştı bile. Kalmasa da kimin umrunda ki gitmicem bugün işe dedi. Bütün hatalarımla yüzleşme,kendimi artık toparlama günü dedi. Kalktı hazırlanmaya başladı. Önce gitti duşunu aldı,saçlarına fön çekti,dişlerini fırçaladı. Geçti odaya beyaz gömleğini giydi kollarını bir iki kat kıvırdı ,altına da koyu renkli eskitme kot pantolonunu giydi. Saatini koluna taktı en sevdiği parfümünden de sıktı. Döndü aynada kendine baktı. Şiş ve kızarmış gözlerine aldırmadan'' böyle daha iyi'' dedi. Gördüğü rüya aklına geldi.'' Kabus muydu, bir işaret mi bu gördüğüm bilmiyorum .Ama benim gerçekleri görüp kendimin farkına varmamı sağladığı için acı da olsa iyi ki görmüşüm'' dedi. Yalnızca telefonunu ve sırt çantasını aldı yanına.Beyaz ayakkabılarını ayağına giydi bağcıklarını bağladı.. Kapıyı tuttu eve dönüp hoşçakal dedi ve kapıyı kapatıp üç defa kilitledi ve evden ayrıldı..
Hande ARSLAN
İnstagram;@meftunn.biri
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder